|

24/12/2006 - öylesine değil

Sen çalış; tutmazsa âlem sıkılsın! Yardıma koşmayan kalem sıkılsın!
Kanatlan üveykim hele kanatlan; Sana yol vermeyen rüzgâr sıkılsın!
Akıncımız akıp gitti dönmedi, Gitmeyip kaçan firari sıkılsın!
Millet ruhu beklenmezdi devrildi, İmdada koşmayan kollar sıkılsın!
Mimarlar çekilip gittiler çoktan, Çıraklık bilmeyen kullar sıkılsın!
Var olup boy attı “bâtıl” bir yoktan, Şimdi revaç gören yalan sıkılsın!
Ey canını fedâya and içmiş baş! Sen çek git yoluna kalan sıkılsın!
Akıllı bir insan, çevresiyle münasebetleri bozulduğunda, onlarla arasındaki hoşnutsuzluğu çarçabuk giderip, dostluğunu yenilemesini bilen insandır. Bundan daha akıllısı da, titizlik gösterip, dostlarıyla hiçbir zaman uyumsuzluğa düşmeyen kimsedir.
Gerçek dostluk ve kardeşlik, dost ve kardeşlerin dünyevî durumlarının parlak olmadığı günlerde dahi, onlarla münasebetini devam ettirdiği nispette belli olur. Kötü günlerde ve tehlike anında dostlarının yanında bulunmayan birinin, dostlukla alâkası yoktur.
Sen kendini aziz tutarsan, başkaları da aziz bilir!
|
|
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
24/12/2006 - dua(ahmed kurucan'dan)

Allahım!
"Kimsesiz kimse yok, herkesin var kimsesi, Kimsesiz kaldım medet ey, kimsesizler kimsesi"
Güç ve kuvvet ancak kendisine has olan yüce ve büyük Allahım! Mahlukatın adedince, Zatının rızası, arşının ağırlığı ve kelimelerinin mürekkebince Hz. Muhammet (sas) ve O'nun ehli ve ashabı üzerine salat eyle.
Ey Merhametlilerin en merhametlisi! Bela ve musibetlerin sağanak sağanak üzerimize yağdığı, ardı arkası kesilmeyen depremlerle inim inim inleyip çaresiz kaldığımız şu günlerde, çaresizlerin yegane çaresi Sensin deyip Sana yalvarıyor, halimizi Sana arz ediyoruz. Celalinden cemaline, kahrından lütfuna sığınıyoruz. Bizim Rabbimiz Sensin. Sen, bizleri semavi ve arzi musibetlerin eline teslim etmeyecek kadar merhametlisin. Bizleri her türlü kötülüklerden muhafaza buyur!
Allahım! Senin af ve mağfiretinin dairesi, bizi bela ve musibetlerden uzak tutacak kadar geniştir. Bize rahmetinle muamele buyur Allahım! Gazabından bizi emin kıl Rabbim.
Allahım! Sen'den dünya ve ahirette af ve afiyet diliyoruz. Her türlü semavi ve arzi afet ve belaları üzerimizden uzaklaştırmanı istiyoruz.
Allahım! Bilerek veya bilmeyerek işlediğimiz hatalarımızı, günahlarımızı bağışla. Bizlere merhamet buyur. Şüphesiz Sen merhametlilerin en merhametlisisin.
Allahım! Kalb katılığından, gafletten, dalaletten, zilletten, miskinlikten, küfürden, fısktan, nankörlükten, riyadan, sadece Sana sığınırız. Sen bizleri koru. Güç yetiremeyeceğimiz bela, fitne ve musibetlerle bizi imtihan eyleme Allahım!
Allahım! Fayda vermeyen ilimden, ürpermeyen kalpten, doyma bilmeyen nefisten, yaşarmayan gözden ve icabet edilmeyen duadan sana sığınırız. Bildiğimiz ve bilmediğimiz şeylerin şerrinden Sen bizleri koru Allahım!
Allahım! İhsan buyurduğun nimetlerini geri almandan, azabının ansızın gelip çatmasından, gazabına sebep olacak şeylerden Sana sığınırız.Bizlere yol göster Allahım!
Allahım! Sana itaat edilir, Sen karşılığını verirsin; Sana isyan edilir, Sen bağışlar ve af edersin, darda kalanlara icabet eder, zararı, sıkıntıyı ortadan kaldırıp, hastalara şifa, dertlilere deva verir, günahları bağışlar, tövbeleri kabul edersin. Sen bizlerin dualarını kabul buyur Allahım!
Allahım! Enkaz altında kalarak, yukarıdan aşağıya yuvarlanarak, suda boğularak ve yanarak ölmekten Sana sığınırız. Sen ölümlerin en güzeli ile bizi huzuruna al Allahım! Ölümümüzü her türlü şerden kurtulup rahata erme vesilesi yap Ya Rabbi! Allahım! Bizleri Sen'i çok zikreden, Sana çok şükreden, Sen'den çok korkan, Sana çok itaat eden, Sana karşı saygı ile dopdolu olan, ahu efgan edip dua dua yalvaran ve durmadan Sana teveccüh eden kullarından eyle.
Allahım! Acizlikten, üzüntüden, tasa ve kederden, korkaklıktan, başımıza gelenlerden dolayı başkalarının sevinmesinden, kabir azabından, cehennem ateşinden Sana sığınırız. Bizleri kötülüklerin ve kötülerin şerrinden emin eyle.
Allahım! Bizleri verdiğin nimetlerin bereketinden mahrum etme, vermediğin şeylerle de imtihan etme.
Allahım! Sen'den Senin bizi sevmeni, Senin sevdiklerinin sevgisini, bizi Senin sevgine yaklaştıracak amellerin sevgisini, tertemiz bir hayatı, dosdoğru bir ölümü, huzurunda bizi rezil etmeyen, ayıpların sayılıp dökülmediği bir haşr ü neşr istiyoruz.
Allahım! Nimetlerini artır, eksiltme; bizi yücelt, hor ve hakir eyleme, bize lütuflarda bulun, mahrum etme, bizden razı ol. Ey merhametlilerin en Merhametlisi!
Ya Rabbi. Bizleri yaşadığımız müddetçe dinin üzerine sabit kadem kıl, mizanımızı ağır tut, imanımızı tahkiki iman eyle, katındaki derecemizi yücelt, amellerimizi kabul et Allahım!
Allahım! Senin her şeye gücün yeter. Yegane güç ve kuvvet Senin elindedir. Bize acı, bize merhamet ve yardım et Allahım!
Allahım! Depremde ölenlerimizi şehit eyle, şefaat ehlinin şefaatine nail olan kullarından eyle, zayi olan maddi varlıklarımızı sadaka olarak kabul et. Ülkemize birlik ve dirlik ver. Bizleri bir daha böylesi külli ve büyük felaketlerle imtihan etme.
Amin! Amin! Sümme Amin!
AHMED KURUCAN
|
|
Yorum (3) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
22/12/2006 - kurandan dualar

Ey Allah'ım! Ancak sana kulluk ederiz ve yalnız senden medet umarız. Bize doğru yolu göster. Kendilerine lütuf ve ikramda bulunduğun kimselerin yoluna Gazaba uğramışların ve sapmışların yoluna değil. Ey Rabbimiz! Bizi sana boyun eğenlerden kıl, neslimizden de sana itaat eden bir ümmet çıkar. Bize ibadet usullerimizi göster. tevbemizi kabul et. Zira tevbeleri çokça kabul eden, çok merhametli olan ancak sensin. Ey Rabbimiz! Bizi doğru yola ilettikten sonra, kalplerimizi eğriltme. Bize tarafından rahmet bağışla, lütfu en bol olan sensin. Ey Rabbimiz! İndirdiğine inandık ve Peygamberine uyduk, şimdi bizi şahidlerden yaz.
(birliğini ve Peygamberlerini tasdik eden) Ey Allah'ım! Unutursak veya hataya düşersek bizi sorumlu tutma Ey Rabbimiz! Affına sığındık! Dönüş sanadır Ey Rabbimiz! Bizden öncekiler yüklediğin gibi bize de ağır bir yük yükleme. Ey Rabbimiz! Bize gücümüzün yetmediği işler de yükleme! Bizi affet! Bizi Bağışla! Bize acı! Sen bizim Mevla’mızsın. Kâfirler topluluğuna karşı bize yardım et! Ey Rabbimiz! İman ettik; Bizim günahlarımızı bağışla, bizi ateş azabından koru! Ey Rabbimiz! Günahlarımızı ve içimizdeki taşkınlığımızı bağışla; Ayaklarımızı yolunda sabit kil; Kâfirler topluluğuna karşı bizi muzaffer kıl! Ey Allah'ım! Amellerin hesap olunacağı gün beni, ana-babamı ve mü'minleri bağışla! Ey Rabbimiz! Cehennem azabını üzerimizden sav. Ey Rabbim! Beni ve soyumdan gelecekleri namazı devamlı kılanlardan eyle; Ey Rabbimiz! Duamı kabul et! Ey Rabbim! Bana ve ana-babama verdiğin nimete şükretmemi
ve razı olacağın yararlı iş yapmamı temin et. Benim için de zürriyetim için de iyiliği devam ettir. Ben sana döndüm. Ve Elbette ki ben Müslümanlardanım.
Ey Allah'ım! Bize, Peygamberlerin vasıtasıyla vaadettiklerini de ikram et ve kıyamet gününde bizi rezil-rüsvay etme; Süphesiz sen vaadinden caymazsın! İnsanların dirilecekleri gün, beni mahcup etme. O gün ne mal fayda verir, ne de evlat. Ey Rabbimiz! Bize dünyada iyilik ver, ahirette de iyilik ver. Bizi Cehennem azabından koru! Allah'ım! Sen, gökleri ve yeri boşuna yaratmadın. Seni tesbih ederiz.
Bizi cehennem azabından koru! Ey Rabbimiz! Doğrusu sen kimi cehenneme koyarsan, artık onu rüsvay etmişsindir. Zalimlerin hiç yardımcıları yoktur. Ey Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat. Ey Rabbimiz! Bizi inkâr edenler için deneme konusu kılma, Bizi, bağışla! Yegâne galip ve hikmet sahibi, ancak sensin. Allah'ım! Ben senden hidayet, takva, iffet ve servet niyaz ederim. Allah'ım! Hatalarımı, cehaletimi, yaptığım şeylerdeki aşırılıkları ve benden daha iyi bildiğin günahlarımı affet. Allah'ım! Ciddi olarak, şaka olarak, kasten ve hataen yaptığım günahları affet. Bunların hepsi bende var Allah'ım! Yaptığım ve yapacağım, açığa vurduğum ve gizlediğim ve benden daha iyi bildiğin günahlarımı affet. Her şeyi yaptıranda, yaptıracak olanda sensin. Sen her şeye kadirsin. Allah'ım! İşlerimde beni günahtan koruyan dinimi benim için faydalı kıl. Geçimimi temin ettiğim dünyayı bana hayırlı kıl. Son durağım olan ahiretimi de hayırlı kıl. Hayır yaptığım müddetçe ömrümü uzat. Kötülüklerden alıkoymak için de ruhumu al. Allah'ım! Senin rızan için Müslüman oldum. Sana inandım Sana güvenip itaat ettim. Sana yöneldim. Senin için başkalarına düşman oldum. Allah'ım! Beni sapıtmadan izzetine sığınırım. Senden başka ilah yoktur. Sen ebedi hayat ile Hay’sın. Cinler ve insanlar ölürler.
Ey kalpleri delaletten hidayete çeviren beni Din'inden ayırma. Allah'ım! Vücuduma sıhhat ve afiyet ver. Gözlerime sıhhat ve afiyet ver. Ve bunu benden sonrakilerde de devam ettir. Senden başka ilah yoktur. Sen Halim’sin, Kerim’sin. Arş’ın sahibi yüce Allah'ı tenzih ederim. Âlemlerin Rabbi Allah'a hamd olsun. Rabb'im bana yardımcı ol. Düşmanlarıma yardımcı olma. Bana yardım et, düşmanlarıma etme. Düşmanlarımı şaşırt, beni şaşırtma. Bana hidayet et Hidayeti kolaylaştır. Bana isyan edene karşı bana yardım et. Rabb'im! Rabb'im! Beni sana şükreden, Seni anan, Sen’den korkan, Sana itaat eden ve sana yönelen kullarından eyle. Tevbemi kabul et. Günahlarımı affet. Dua’larımı kabul et. İman ve İslam-ı sabit kil, kalbime hidayet et, dilime doğruyu konuştur, kalbimdeki kinleri söküp at. Allah'ım! Sen'den Rahmetine ve mağfiretine vesile olan amelleri, bütün günahlardan uzak olmayı, bol bol iyilik yapmayı, Cehennem’den kurtulup, Cennet’e kavuşmayı isteriz. Allah'ım! Yaptığımız zulüm ve günahları, şaka, ciddi ve kasten işlediğimiz kusurları affet. Bunların hepsi bizde var. Allah'ım! Beni en güzel şekilde yarattın, Ahlakımı da güzelleştir. Allah'ım! Bana iyi ameller yaptır, kötülüklerden vazgeçir, fakirleri ve düşkünleri sevdir, tevbelerimi kabul et. Allah'ım! İhtiyarlığımda, ömrümün sonunda bana, bol bol rızık ihsan et. Allah'ım! Borç yükünden ve düşmanların hâkimiyetinden sana sığınırız. Allah'ım! Verdiğin nimetlerin yok olmasından, lütfettiğin afiyetlerin kaybolmasından, beklenmedik afetlerden ve bütün gazaplarından sana sığınırım. Allah'ım! Alaca illetinden, delilikten, cüzamdan ve tehlikeli hastalıklardan sana sığınırım. Allah'ım! Kötü günden, kötü geceden, kötü zamandan, kötü arkadaştan, mahalledeki kötü komşudan sana sığınırım. Sen'den başka ilah olmadığı, yedi kat göklerin sahibi ve Yüce Arş'ın sahibi olduğun için senden istiyorum. Sen her şeye kadirsin. Allah'ım! Kur'an dan okuduğumuz her bir cüz karşılığında bize mükafat ve her bir harf karşılığında manevi bir tad ver. Allah'ım!
|
|
Yorum (4) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
21/12/2006 - o diyarın sakinleri(devamı)

O DİYARIN SAKİNLERİ, seven ve sevilen kimselerdi. Birbirlerini imanın gereği olarak severler ve yapmacık olan her şeyden kaçınırlardı. Din kardeşlerine imanları ne ise yüz hatları, mimik hareketlerin de aynı olurdu. Kardeşlerine dıştan bir türlü, içten başka türlü katiyyen davranmazlar ve bunu nifak alameti sayarlardı.
O DİYARIN SAKİNLERİ, şakadan da olsa din kardeşlerini telaşa düşürmezlerdi. Müslüman bir kardeşi telaşa düşürmenin kötü bir amel olduğunu kabul ederler, latife cinsinden de olsa telaşa kapılacak hareketlerden uzak dururlardı. Kardeşlerini hakir ve küçük görmezlerdi. Daima karşısındaki kardeşlerini kendi nefislerine tercih ederlerdi. Kardeşlerinin üzerinde yara bere görseler, onunla ilgilenirler, yarasını temizlerlerdi. O zümre gerçekten Allah’a iman etmişlerdi.
O DİYARIN SAKİNLERİ, Müslüman kardeşlerine lanet okumazlardı.
O DİYARIN SAKİNLERİ, Müslüman kardeşlerinin aleyhinde konuşmazlardı. Çünkü biliyorlardı ki, birisi başka bir kardeşi aleyhine konuşursa, konuşanın şahitliği artık kabul edilmez. Ne ağır bir durum. Onların yanlarına gelen biri, şayet başka birinin aleyhine konuşsa, konuşanın ağzının payını verirler ve konuşmasına mani olurlardı. Yine bilirlerdi ki, bir kimse laf getirirse, karşı tarafa da laf götürür. Müslümanın şahsiyetini alaşağı edecek bu kınanmış ahlaktan şiddetle kaçınırlardı.
O DİYARIN SAKİNLERİ, eğer kardeşlerinin birinin kalbini kırmışsa onunla barışıp, helallaşmadıkça gözlerine uyku girmez, sanki sema altında en ağır günahı işleyenin kendileri olduğunu zannederlerdi.
O DİYARIN SAKİNLERİ, iste böyleydi. Çünkü cidden iman etmişlerdi. Bizler hiç böyle miyiz acaba? Birbirimize küskünlüğümüzün sebeplerine hiç eğildik mi? Birbirimize taşıdığımız buğz, kin, nefret gibi Müslümanda bulunması caiz olmayan bütün hasletleri Allah’ımıza nasıl izah edeceğiz?düşündünüz mü hiç? Hayatınız boyunca Allah için bir kimseye buğz ettiniz mi? Hayır, hayır... Nefisler için belki evet, fakat Allah için hayır. Allah için buğz edenler istisnadır.
O DİYARIN SAKİNLERİ, birbirlerinin gizli hallerini araştırmazlardı. Hep kendileri ile meşgul olurlar ve “ Ey hataları örten Allah, bizim hatalarımızı ört. “ diye Allah’a dua ederlerdi. Sonra şu hususa da imanları tamdı. Yüce Allah bir kuluna ihsanda bulunursa, kendi, kusurları ve hataları ile meşgul eder ve başkalarını unutturur. Yok bir kuluna bu iyiliği murad etmez ise kendi hata ve kusurlarını unutturup, başkaları ile meşgul ettirirdi. Düşünüyoruz da, bizlerin çoğu ikinci sınıfa giriyoruz. Hep başkalarının ayıp ve hataları ile meşgul oluyoruz da kendimizi unutuyoruz.
O DİYARIN SAKİNLERİ, günah işleyene değil, günaha buğz ederlerdi. Öyle ya, günah işleyen birine buğz edilse o adamı kaybetmek olur. Kendisine değil de işlediği günaha buğz edilirse, adam kurtarılmış olur. Şöyle bir düşünelim, adamın birisi, uçuruma düşse yardıma çağırsa, adamı kurtarmak için acele ederiz. Aynen bunun gibi, günah çukuruna yuvarlanmış birine, şahsına buğz ettiğimiz zaman adamı ebediyyen kaybederiz. Fakat ameline, günahına buğz edersek adamı kurtarma ihtimali çoğalır. Suşlu, işlediği suçu bıraktığı zaman yine kardeşimizdir. Onun için o diyarın sakinleri günah işleyenlere değil, işlenilen günaha buğz ederlerdi.
O DİYARIN SAKİNLERİ, herkes ile iyi geçinir ve tatlı dille konuşurlardı. Tatlı dil, yumuşak söz, bütün Peygamberlerin müşterek hususiyetleridir. Bir Mü’minin, din kardeşine en büyük hediyesi ve onu tatmin edecek bahşişi, güler yüz ve tatlı dildir. İşte o diyarın sakinleri, bu hediye ve bahşişleri birbirlerine çok çok sunarlardı. Biliyorlardı ki, dünyada kimse kalmayacak, herkes ölüp diğer alemde buluşacaklar.
O DİYARIN SAKİNLERİ, bizler için bir aynadır, bir misaldir, ölçüdür. Herkes kendisini onlara bakarak düzeltsin, tartsın. Hep beraber haklarında hiçbir ihtilaf olmayan bu altın zincirin takipçisi olalım. Çünkü onların hayatı sahih bilgilerle, Kur’an ayetleri ile tespit edilmiş ve Allah onlardan razı olmuştur.


|
|
Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
19/12/2006 - ne hayallere dalmışız

Ne hayâllere dalmışız bak!
Yaşamak hayâlmiş… Ağlamak, sevmek…
Çocukluk, bulutları özlemekmiş; kuşlarla uçmakmış başka dünyalara…
Çocukluk, gülümseyip geçmekmiş hayata…
Portakal çiçekleriymiş güzel günlerimiz. Her bahar yeniden açan papatyalar…
Yağmurlu günleri hatırla…
Nasıl da sığınıp kalmışız kalbimize, gecelerin şimşek çakan saatlerinde.
Annesiz, babasız öyle yalnız yürüyüp gittiğin sokakları hatırla…
Hüzünle dolaştığın şehirleri, bayramların hiç eksilmeyen sevincini...
Okunan ezanlar, göklerde çınlayan sesler,
gençlik günlerinin buğusu, sabahların dingin serinliği…
Hatırla! Ne de çabuk hayâl olup geçmiş günlerin güzelliği…
Ya uykuların! Sonsuza açılan efsunlu pencereler…
Hani nerede, ruhunu kabından taşıran sevinçler?
Rüzgâr değil miydi, uzak denizlerde seyreden umut yüklü gemilerini kanatlandıran?
Ne oldu söyle! Sözün sultanı, yerlerin efendisi, denizlerin ejderi…
Ağzında bıçak, üzerinde sükût elbisesi.
Yerinden ok gibi fırlayan günler, hayat zırhını delip geçmiş mi?
Kalbin… Acıyan gözlerin…
Masal mı olmuş şimdi, ay ışığını usulca kavrayan küçücük ellerin?
Yusuf Çağlar
|
|
Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
19/12/2006 - iblisin evlatları

İblisin beş tane evladı vardır. Onların her birini bir işe tayin etmiş, o iş onun eline verilmiştir. İsimleri şunlardır: 1.Seber 2.A'ver 3.Mısvet 4.Dasim 5.Zelembur
Seber: O, musibetlerin arkadaşıdır. Musibet ânında azabı çağırmaya, yakaları yırtmaya, yanakları yumruklamaya ve cahiliyet âdetlerinin icrasına insanı teşvik etmektedir.
A'ver: O, zinanın arkadaşıdır. Zinayı emreder ve insana güzel gösterir.
Mısvet: O, yalanın arkadaşıdır.
Dasim: O, insanın yanında ailesini ayıplar, onu ailesine karşı kışkırtır.
Zelembur: O, çarşı ve pazarların arkadaşıdır, oraları idare etmektedir. Ondan dolayıdır ki alışverişle uğraşanlar durmadan zulümden şikayet etmektedirler ve başkalarına zulüm yapmaktadırlar.
|
|
Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
19/12/2006 - Kalplerinizi öldüren sekiz haslet

'Kalplerinizi öldüren sekiz haslettir:
1.Siz Allah'ın hakkını biliyorsunuz, fakat yerine getirmiyorsunuz.
2.Kur'an'ı okuyorsunuz, fakat onun emirlerini tatbik etmiyorsunuz.
3.'Biz Hz. Peygamberi seviyoruz' diyorsunuz, fakat sünnetine göre amel etmiyorsunuz.
4.'Ölümden korkarız' diyorsunuz, fakat ölüm için hazırlık yapmıyorsunuz.
5.Allah Teâlâ 'Muhakkak şeytan sizin için düşmandır, Bu bakımdan siz de onu düşman edinin' (Fatır/6) buyurmuştur. Siz ise günahlar hususunda şeytana uyuyorsunuz.
6.'Biz ateşten korkuyoruz' diyorsunuz, oysa bedenlerinizi ateşte helâk ediyorsunuz.
7.'Biz cenneti seviyoruz' diyorsunuz, oysa cennet için hiçbir amelde bulunmuyorsunuz.
8.Yataklarınızdan kalktığınız zaman, ayıplarınızı sırtınızın arkasına atıyorsunuz. Halkın ayıplarını getirip önünüze seriyorsunuz. Böylece rabbinizi gazaba getiriyorsunuz! Acaba durum böyle iken rabbiniz sizin duanızı nasıl kabul edecektir?'
|
|
Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
19/12/2006 - ey nefsim(mp3lü)
okuyan:nisan kumru (indirmek için sağ tıklayıp "hedefi farklı kaydet" deyin)

Eyyy nefsim!
Yıllardır beni uyuttun. Hep yarına bıraka, bıraka koca bir ömür heder oldu.
Gecelerim; teheccüdsüz, heyecansız, gündüzlerim; semeresiz, başarısız geçti.
Acaba yarın, yarın diye uyuttuğun yarınlarımı, meçhul bir yarında nasıl doldurabileceksin?
Ne zaman beni çevreleyen basitliklere, bağımlılıklara civciv misal küçük bir darbe vurup,
hür dünyaya açılmak istesem, granitten dağlar gibi karşıma dikildin.
Olmadık desiselerle beni kandırdın.
Tûl-i Emelle beni aldattın.
Yıllardır taam, kelam, menam hapishanelerinde inim, inim inlettin Izdıraplarımı bana ney gibi dinlettin. İrademi; rehavet, meskenet zincirleriyle sımsıkı sardın. Bana sunulan saat altınlarını değerlendiremedin. Kimbilir, içlerinde ne hediyeler saklayan günlerin, ayların ve yılların zarfını açmama bile müsaade etmedin. Hepsi boşa gitti, içlerinde neleeer sakladığını anlayamadan.
Söyler misin, Allah aşkına senin yaşayan bir cenazeden ne farkın var?
İnsan suresini, ağlaya ağlaya okudun. Amma, o muhteşem sarayın kapılarını bir türlü aralayamadın.Kendi çevreni tanıdığın kadar kendini tanıyamadın.Kendi içinde kendine yabancı kaldın. Kendini kendine hapishane yaptın.
Fetih suresini okudun durdun. Bırak dışarıyı, içinde bir tek fetih bile yapamadın.Kelam, taam, menam hapishanesinden kurtulamadın.İradeni fethedemedin.
Namazla, cenneti takas etmeye çalıştın.Ayetleri birer birer bir teyip gibi ezberledin amma, uyguladıkların hep adetlerin oldu.
Peygamberimizin saçlarını ağartan Hud Suresiyle karanlık gecelerini bir türlü aydınlatamadın.
Gayreti hep birilerinden bekledin.Senin de birileri olduğunu hep unuttun.
Bir fikir uğruna hayatı hakir gören peygamberlerlerin, hayatını uzuuun kış gecelerinde, kıssa niyetiyle okudun. Ama hayatındaki kışları, bir türlü bahara çeviremedin.Çünkü, onları anlayamadın.
Yusuf’ u düşündün mü hiç? Kuyu diplerini sultanlığa sıçrama rampası yaptığını,hapishaneleri birer, birer nasıl medreseye çevirdiğini anlayabildin mi? Dünya ve içindeki her şey ayaklarının ucundayken, hayatı istihkar edip ölümü özlemesini anlayabildin mi? Anlayamadın, evet anlayamadın. Onun içindir ki, Yusuf’ ta boğulan dünyada, boğulmak üzere, ölüm çığlıkları atıyorsun.
Ateşler içerisindeki ibrahim’in ateşleri bir baharistana çevirdiğini, bıçak altındaki ismail’in yeniden doğduğunu, Sefine-i Nuh’u batırmak isteyen tufanların ancak Sahil-i Selâmete çıkmasına hizmet ettiğini, Suikastlar içinde isa’nın denizler ortasında Musa’nın nasıl vuslata erdiğini anlayabildin mi? Anlayamadın.
Yaaa, çelikten duvarlara çarpmış gibi, bir örümcek ağı karşısında, beyinleri dumura uğrayan müşriklerin düştüğü perişan halde yatan gizli hikmeti çözebildin mi?
Bir gergef gibi ömrünün her anını çile yumağıyla dokuyan Hazreti Muhammed (SAV) ümmetim derken, sen nefsim dedin. O, davam derken, sen hevam dedin. O, davasını yüceltirken, sen hevanda cüceleştin. Onun çağları peşinden sürükleyen davasından, sadece sarığı, sakalı, tesbihi, umresi, namazı kaldı. Ne yazık ki, onları da bir türlü anlayamadın.
Kokularla süslediğin sakalın ruhunu, ruhunla mezcedemedin. Dolayısıyla sakallı çocuk olmaktan da bir türlü kurtulamadın.
Başındaki sarık beyaz kefenin iken, yastığının altında ki ölümü çoook uzaklarda zannettin.Dünyanın oyuncaklarıyla evcilik oynarken, dünyanın elinde, oyuncaklaştığının farkına bile varamadın.
Bir adet haline getirdiğin beş vakit namazın, aynı safta omuz omuza namaz kıldığın kardeşini gıybet etmekten seni kurtaramadı. Kalbine, gözüne, kulağına el ve ayaklarına tutturamadığın oruçların, sadece midene münhasır kaldı.Oruç tuttuğunu zannettin, ama aç kaldığını anlayamadın.
Başına tac ettiğin başörtüsü, sadece başını örtebildi. Başının altındakiler ne yazık ki,başörtüsünden nasibini alamadı.Çünkü başörtüsünü takva örtüsüyle birlikte örtmedin.Gözlerin, kalbin ve duyguların çıplak kaldı.Kendini farkettirebilmek için aynanın karşısında çeşit çeşit kılıklara girdin.Yapmacık gülüşlerle, hırsızlama bakışlarla, başkalarının duygularını çalmaktan utanmadın Ruhunun çığlıklarına bedel sen gülüyordun. Düştüğünü ve düşürdüklerini anlayamadın.Ah ki anlayamadınnn…
Burnunun dibindeki farzları görmezden gelip, sünnet diye defalarca umreye gittin.Kabeyi tavaf ettin.Yeryüzündeki iki milyar müslümanın sadece kemiyet olduğunu bir keyfiyet olamadığını hiç düşündün mü? Düşündün mü,binlerce birlerimiz varken, nasıl ayrı kaldığımızı, nasıl parçalandığımızı?
Aynı camide, birlikte namaz kıldığın kardeşinin fakru zaruretini, görmezden geldin.O, ihtiyaçların pençesinde kıvranırken, sen seyrettin.O, kışların dondurucu soğuklarını kemiklerinde ısıtırken, sen buğulu camların arkasında tesbih çekiyordun.Dünyada cennet kevserlerine denk bir lezzeti, kardeşinin acılarını dindirme lezzetini tadamadın.O lezzeti felan duayı şu kadar okuyarak, alacağını zannettin. Aldandın, aldandın… elindeki elmasları birkaç şekerlemeye değişen saf çocuklar gibi aldandın.
Hani hepimiz mümindik, Hani birimizin ızdırabı hepimizin ızdırabıydı, Hani şarkta bir müminin ayağına diken batsa, garptaki mümin rahatsız olacaktı hani, Hani bir mümin öldüğü zaman sema ve arz onun ölümüne gözyaşı dökerdi hani, Hani mümin yeryüzünün zinetiydi, Hani müminler bir vücudun azaları gibiydi, Hani göz ağrısa bütün vücud, o acıyı, içinde hissedecekti hani,
Hani Hz Ebu Bekirin teslimiyeti, Hani Hz Ömerin destanlaşan adaleti, Hani Hz Osmanın dillerden düşmeyen hayası, Hani Hz Alinin Bahrı Umman gibi ilmi. Hani Abdurrahman gibi zenginler. Hani Ebu Zer gibi fakirler. Hani Ensar-Muhacir gibi kardeşlikte yarışanlar nerede,nerede hani? Anlayamadın, Ne yazık ki, bunları anlayamadın.
Artık anla...Ne Olur anla... Anla ki Cennet ucuz değil. Cehennem luzumsuz değil. Anla ki, Cennete giden yol asfaltla döşenmemiş. Anla ki, bedelini ödemediğin hiç birşeye sahip olamazsın. Anla ki, dünyayı bize bizler zindan ediyoruz.: ihmallerimiz, enaniyetimiz,samimiyetsizliğimiz…
Anla ki, Eyyup gibi Sabır Erbaini doldurmadan, Yusuf gibi yıllarca kuyu diplerinde çile çekmeden. Yakuplar gibi gözlerini hasrete kurban etmeden olmaz.
Anla ki, İsmailler gibi bıçak altına yatmadan, İbrahimler gibi, ya Allah deyip kendini ateşlere atmadan , Sefine-i Nuh gibi, tufanları yara, yara hedeflere gitmeden olmaz.
Anla ki, bir ömür boyu gözyaşlarını Ceyhun edip ümmeti için an be an, dem be dem alın teri döken Hazreti Muhammed (SAV) gibi alınları terletmeden olmaz.
Ve şunu çok iyi anla ki, başkalarının hayata aşık olduğu kadar ölüme aşık olunmadan asla olmaz.
Nusret KARDELEN
HER ŞEY MAVİSİNİ YİTİRMİŞ BİR HAYATIN YENİDEN İNŞAASI İÇİN.
|
|
Yorum (3) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
18/12/2006 - Olgun Müslüman olmanın yolu
Olgun Müslüman olmanın yolu [hz.peygamberin hayatı]

Bir gün Eshabı kiramdan bir zat gelip Resulullah efendimize bazı suallerinin olduğunu arz eder. Efendimizin izin vermesi üzerine sorularını sorar: - Ya Resulallah, ben insanların en alimi olmak istiyorum, -Allah'tan en çok korkan, insanların en alimi olur. - İnsanların en zengini olmak istiyorum. -Kanaatkar olursan, insanların en zengini olursun. - İnsanların en hayırlısı olmak istiyorum. -İnsanların en hayırlısı, insanlara menfaatli olandır. Sen de başkalarına yardımcı ol, en hayırlısı olursun. - İnsanların en adaletlisi olmak istiyorum. -Öyle ise kendin için istediğini başkası için de iste. Kendin için istemediğini başkası için de isteme. - İyi hal ve ikram sahibi insan olmak istiyorum. -Öyle ise Allah'a ibadet ederken O'nu görür gibi ibadet et. Sen O'nu görmesen de O seni görüyor zaten. - İmanımın mükemmel olmasını istiyorum. -Ahlakını güzelleştir. İmanın kemale ersin. - Allah'ın itaatli bir kulu olmayı istiyorum. -O halde farzları ihmal etme. Tümüyle yerine getir. - Rabb'imin huzuruna günah kirlerinden temizlenmiş olarak çıkmak istiyorum. -Cünüplük kirinden guslederken günah kirinden de gusletmeyi ihmal etme, tevbe, istiğfarla devamlı temizlen. - Mahşere giderken yolumun aydınlık olmasını istiyorum. -O halde hiç kimseye zulmetme, kalbini kırma. Gücüne güvenerek hakkından mahrum etme ki, mahşerde yolun adınlık olsun. - Rabb'imin bana merhametini arzuluyorum. Bana acısın istiyorum. -Rabb'inin yarattığı insana ve bütün canlılara merhamet eyle. Sen burada merhametli olursan orada merhamete layık olursun. - Günahlarımın azalmasını istiyorum. - Öyle ise tevbe, istiğfarını çoğalt. Bir daha yapmama konusunda azimli ol. - Rabb'imin rızkımı bol vermesini istiyorum. -O halde abdestli çalışmaya devam et. - Ayıplarımın yüzüme vurulmamasını istiyorum. -Sen burada kimsenin ayıbını yüzüne vurmazsan, orada da senin ayıbını kimse yüzüne vurmaz. - Günah kirlerinden ruhumu nasıl temizlerim? -Gözyaşıyla. Gözyaşını rahmet gibi yağdır, ruhunu temizlemiş olursun.
|
|
Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
12/12/2006 - engel tanımayan gezginler

|
Engel tanımayan gezginler
Onlar, “bir nefes sıhhate” muhtaç engelliler. Ama, engellere aldırmadan turist gibi geziyorlar. Engelli gezginlerin azim ve fedâkarlık dolu hikâyesi… |
|
Önümüzdeki pazar, sizin için sıradan bir tatil günü olacak; ama hayatı sizden farklı yaşamak zorunda kalanlar için çok anlamlı bir gün. Dünya Engelliler Günü’nde siz rahatça gezip dolaşırken, biz engelli olmasına rağmen gezip görmeye sapasağlam insanlardan daha meraklı olan gezgin ruhları haberleştirelim istedik. Acaba yürüyemese de, göremese de, duyamasa da tıpkı bir turist gibi gezenler var mıydı? Birçok kişiye ütopik gelse de böylesi gezginleri bulmak mümkün; ama itiraf edelim ki sayıları çok fazla değil. Lakin onların hikâyesi engelli, engelsiz herkese örnek olacak nitelikte. En büyük yardımcıları olan “yol arkadaşları” ise birer fedakârlık abidesi… Bu haberi yaparken, engelli birinin nasıl şehirlerarası yolculuğa çıktığını, olumlu-olumsuz nelerle karşılaştığını, yaşadığı zorluklara rağmen seyahat keyfini nasıl çıkardığını ve yeni yerler keşfetmenin onların psikolojilerine katkısını öğrendik; şimdi sıra sizde…
İstanbul’da yaşayan Teslime Tablacı, 36 yıllık ömrünün ikinci yarısını engelli olarak geçiriyor. 18 yaşında trafik kazası sonrası boynu kırılır ve felç olur Teslime Hanım. Fizik tedavi sonucunda da kısmen ellerini kullanmaya başlar. Yaşadığı bu üzücü olay, hayatını baştan aşağı değiştirir. 1993’te henüz endüstri meslek lisesi son sınıf öğrencisidir. Fakat kanunlar, engellilerin meslek lisesinde okumasını yasaklamıştır. Mecburen liseyi tekrar dışarından vermek zorunda kalır; sonra da dış dünyadaki engeller gözünü korkuttuğu için Açık Öğretim Fakültesi Halkla İlişkiler Bölümü’nü bitirir.
SADECE GÜNEYDOĞU'YU GEZEMEDİM
Teslime Hanım; evli ağabeyi, küçük yeğeni ve annesiyle aynı evde yaşıyor. Onun tüm ihtiyaçlarını ise yanından bir an olsun ayrılmayan annesi karşılıyor. Teslime Tablacı gezmeyi seven, enerji dolu biri. “Kazadan önce daha çok gezerdim” diyor. Sürekli ailesinin yardımını almak zorunda olsa da “Engelliyim dışarı çıkmayayım, gezmeyeyim” düşüncesine karşı çıkıyor. Bir çırpıda da aklına ilk gelen gezip gördüğü yerleri sıralıyor: “İki kez Fransa Paris, Antalya, Bodrum, Kuşadası, Denizli travertenler, Çanakkale, Konya, Karaman, Mersin… Benim liste uzun. Sadece Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ne gitmedim. Bir de oraya gitmek istiyorum.” Bir süre Engelliler Çağrı Merkezi’nde çalışsa da aslında profesyonel bir bulmaca yapımcısıymış Teslime Hanım. Türkiye’de birkaç gazete hariç hepsinde bulmacaları yayımlanmış. Artık bir reklam ajansıyla çalışıyor. Her hafta yaptığı 8 kare ve çengel bulmacayı ajansa gönderiyor; onlar da anlaşmalı oldukları gazetelere… Bulmaca merakı, onun gezme merakının da bir göstergesi aslında.
Çorlu’da yaşayan Suat Yaşa (45) 1981 yılında geçirdiği trafik kazasında boynu kırılarak felç olur. Aslen sınıf öğretmeni olsa da rahatsızlığı sebebiyle görev değişikliği yaparak memurluğa başlar. Doktorların ‘Doğum yapamazsın’ görüşüne inat; normal doğumla iki erkek çocuk dünyaya getirir. “Yaşadıklarımdan sonra toplumdan kopmadım. Uzun süre rehabilitasyon görsem de yine kendimi toplumda buldum.” diyen Suat Hanım, eşi Sadık Bey ve annesi Vasfiye Akdemir ile Türkiye’nin hemen hemen yer yerini gezmiş. Bununla da yetinmemiş, bir de İtalya seyahatine çıkmış. Onlar için gezmek, karşılaştıkları tüm zorluklara rağmen çok keyifli. Suat Yaşa, Türkiye Sakatlar Derneği’ne bağlı Çorlu Sakatlar Derneği’nin hem kurucusu hem de 10 yıllık başkanı.
İstanbul Beylikdüzü’nde yaşayan 26 yaşındaki Hatice Çeltik, doğuştan görme engelli. Üniversite mezunu ve orta derecede Fransızca biliyor. Şu an özel bir şirketin telefonlarına bakıyor. İşletme eğitimi almasına rağmen kendi alanında hiç çalışmamış. Bunun sebebi, haberimizin konusuyla da çok ilgili: “Gezmeyi, arkadaşlarımla birlikte olmayı çok seviyorum. Bir yere, bir işe saplanıp sosyal hayatımdan taviz vermek istemiyorum. Sorumluluk ne kadar az olursa çekip gitmek o denli kolaylaşıyor ve ben bu hâli çok seviyorum.” Hatice, görme engelli olmasına rağmen tam bir gezgin. Türkiye’de gitmediği hiçbir yer yok. Yurtdışında da Fransa, Portekiz, Yunanistan ve Rusya’ya gitmiş. En son Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ni gezmiş ve buradaki atmosferden hayli etkilenmiş. Gezmeyi çok sevmesinin altında çocukluktan gelen alışkanlıkları var: “Ailem hep, görme engelli olduğumu bana unutturmaya çalıştı. Bol bol gezdirdiler. Nasıl olsa görmüyor, götürmeyelim demediler.”
“Kadınlara, gökyüzünde düğün var demişler; onlar da merdiven var mı nasıl çıkacağız diye sormuşlar” diyen Saadet Fidan’la (37) gülüşerek sohbete başlıyoruz. Çorlu’da yaşayan Saadet Hanım’ın boynu, geçirdiği trafik kazasında kırılır ve doktorlar ‘yaşamaz’ dese de bir yıl fizik tedavi gördükten sonra tekerlekli sandalyeyle de olsa hayata kaldığı yerden devam eder. O, sergiler açan ödüllü bir yağlı boya sanatçısı. Yaptığı cıvıl cıvıl tablolar da iç dünyasındaki neşeyi, enerjiyi, gezgin ruhunu yansıtır cinsten. Sadece bileklerini hareket ettirerek yaptığı eserlerin manevi kıymeti de çok büyük. 26 yaşında geçirdiği kaza, hayatında birçok şeyi değiştirse de “Her şey için şükür, çok şükür.” diyor Saadet Hanım. Çünkü kaldırıldığı hastanede herkesin ‘ölecek’ diye beklediği, yutkunamadığı için 4 ay boyunca sudan başka hiçbir gıda alamamış, 34 kiloya kadar düşmüş biri. İlk zamanlar tekerlekli sandalyede sadece 10 dakika oturabilirken şimdi yemek yapıyor, evini toparlıyor, kumaş ve ahşap boyuyor, misafirlerini ağırlıyor. Belki kendi farkında değil; ama yaşadıklarıyla, sabrıyla aynı durumdaki hastalara umut dağıtıyor.
NASIL GEZEBİLİYORLAR?
17 yaşında bir erkek çocuk annesi Saadet Hanım, 26 yaşına kadar eline geçen her fırsatı seyahate çıkarak değerlendirmiş; son 11 yıldır daha az gezse de bu tutkusundan vazgeçmemiş. Boynu kırıldığı için sıcak havalarda vücut ısısı artıyor, ateşi çıkıyor, tansiyonu yükseliyor. Ama buna rağmen o hâlâ bir gezgin. Hatta bir seyahatte fenalaşmış, üç kez de kalbi durmuş. Serin veya klimalı ortamlarda yolculuk yapması şart. Fidan Ailesi, kazadan sonra yaşadıkları maddi-manevi engeller sebebiyle bir türlü klimalı araba sahibi olamamış; hep şehirlerarası otobüsleri kullanmak zorunda kalmışlar. Kazadan sonra en sık gittikleri yer İzmir. Hatta ilk kişisel sergisini de yine İzmir’de açmış.
Tekerlekli sandalyeli ya da görme engelli birinin seyahat edebilmesi için bir ya da daha fazla kişinin yardımcı olması gerekiyor. Genelde, tüm olumsuzluklara rağmen hayat arkadaşlarını terk etmeyen, her zaman yanlarında olan eşler ve günlük ihtiyaçlarını karşılayıp ev idaresiyle ilgilenen anneler seyahatlerin vazgeçilmez yardımcıları oluyor. Onlar olmadan seyahat etmek ise imkânsız. Engelliler, yolculuğa çıkmadan önce en ince ayrıntısına kadar düşünüp program yapmak zorunda. Çünkü yaşayacakları en ufak bir sürpriz, sağlıklarına ve psikolojilerine zarar verebiliyor. Bunun bilincinde oldukları için de özellikle tekerlekli sandalye kullananlar kalacakları yerin mimari özelliklerini öğreniyor. En önemli şart; tekerlekli sandalyelerini rahatça kullanabilecek kadar büyük giriş-çıkışların olması. Birkaç basamaktan fazla olan merdivenler ve asansörsüz katlar da ayrı bir engel.
Suat Yaşa’nın eşi Diş Hekimi emekli Binbaşı Sadık Yaşa, diğer engelli ailelerine göre şanslı olduklarını düşünüyor. Çünkü gazileri de düşünerek yapılan özel odalar sayesinde gittikleri birçok ilde sorun yaşamadan kalabiliyorlar. Gerçi konaklayacak uygun mekân bulamadıkları için çadırda kaldıkları da olmuş. Yurtdışına sık sık çıkan Yaşa Ailesi, Avrupa ülkelerinin bu konuda daha hassas olduğunu düşünüyor. Çünkü gittikleri hiçbir yerde bu zamana kadar sorun yaşamamışlar.
GELİNCE, ELİ MAHKÛM KALIRLAR!
Teslime Tablacı, en önemli hassasiyetini, “Gideceğim yeri didik didik araştırırım” cümlesiyle özetliyor. Saadet Fidan’ın meşakkatli yolculuğu ise daha yola çıkmadan başlıyor. Kazadan kalma hassasiyeti sebebiyle 3 gün önce panik atak nöbetleri başlıyor; son gün de hiç sıvı tüketmiyor. Çünkü mola verilen dinlenme tesislerinde engellilere özel tuvalet olmuyor. 9-10 saatlik yolculuk esnasında da karnında kasılma ve ağrılar oluyor. Oturmak, hareket etmeden durmak ise çok yorucu geliyor. Hatta bu yorucu seyahatlerin ardından en az 3 gün dinlenmesi gerekiyor.
Normalde insanlar seyahat esnasında otobüsü kaçırabilir, yolda kalabilir, yiyecek bulamayabilir… Peki seyyahlar bir engelliyse sizce neler yaşayabilir? Bulmaca yaparken kendine ansiklopedi genişliğinde bir de sözlük hazırlayan Teslime Hanım’ın hatırladığında hâlâ sinirlendiği bir anısı var: “Eğer bir engelli geziye çıkacaksa önceden etüt yapmasını tavsiye ediyorum. Ayvalık Sarımsaklı’ya gidecektik. Oteli aradım. Görevli, otelin giriş çıkışlarının, tuvaletinin tekerlekli sandalyelilere uygun olduğunu söyledi. Yanımda engelli iki arkadaşım daha vardı. Biri benim durumumda, diğerinin de ayağı sorunluydu. Gittik ve mimarinin kesinlikle bize uygun olmadığını gördük. Düşünebiliyor musun tekerlekli sandalyeli iki insanı oraya kadar getirttiler! Sarmısaklı’ya gitmek isterken Altınova’ya geçmek zorunda kaldık. Tam tatil sezonuydu. Engelli üç insanı oradan oraya gezdirdiler. Bu işletmeler, ‘Gelince eli mahkûm kalır’ mantığıyla çalışıyor.”
Anne Ayşe Tablacı da “Ben kızımdan şikayetçi değilim; o benim başımın tacı, gözümün nuru.” diyerek sohbete katılıyor. Kızının yanından bir an olsun ayrılmayan fedakâr annenin de anlatacakları var: “17 yıldır her şeyi beraber yaşıyoruz. Ayrı vücutlarda tek bir beden gibiyiz. Tekerlekli sandalyeyle eline bir çanta alıp gezmeye gidemezsin. Ben hem kızımı hem de eşyaları himaye etmek zorunda kalıyorum. Hayat beni çok asabi yaptı. En ufak bir şeye kızabiliyorum. İnsan bazen isyan ediyor; çünkü paranla rezil oluyorsun. O günü hayatım boyunca unutmayacağım.”
GEZERKEN, GÖNÜL GÖZÜMÜZLE GÖRÜYORUZ
Gezmeyi çok seven görme engelli Hatice Hanım, “Bakmak ve görmek arasında fark var. Biz de bakıyoruz. Fakat gözümüzle değil, gönül gözümüzle görüyoruz. Bence bunda bir sorun yok.” diyecek kadar kendiyle barışık biri. Şehirlerarası yolculuklarda arkadaşlarıyla olmayı tercih etse de yurtdışı seyahatlerine ‘mecburen’ ailesiyle çıkıyor. Fakat Hatice Hanım’ın görme engelli olduğunu anlamak çok da kolay değil. Hislerinin görebilen insanlardan daha kuvvetli olduğunu, biraz da eğitimle her şeyin kolaylaşıverdiğini söylüyor.
Hep astronot olmanın hayaliyle büyüdüğüne dikkat çekiyor Hatice Hanım ve “Benimle seyahat etmek kolay değildir” diyor. Ama sakın onun ‘sorunlu’ bir tip olduğunu düşünmeyin. Tek sorunu; çok soru sorması. Mesela; Fransa’ya gittiğinde gezi grubundaki gençlerin hepsi kısa sürelerle tek tek kendisine yardımcı olmuş. “Sorularımdan yoruluyorlar. Göremediğim için gittiğim yerler hakkında ayrıntılı tanımlamalar istiyorum. Bu da çevremdekileri yoruyor. Gittiğim her yerde fotoğraf çekiliyorum.” diyen Hatice Çeltik, eğer güneş gözlüğü takıyorsa görme engelli olduğuna kimseyi inandıramıyor. Bundan dolayı kısa süreli krizler yaşasa da çok da umursamıyor. Çeltik’in en büyük hayali; gezdiği ama bir türlü dünya gözüyle göremediği yerleri anlatan genişçe bir gezi kitabı yazmak. Hatta sorularından sıkılan arkadaşlarına şimdiden “Kitabımda burayı senin anlattığını yazacağım.” diyor.
Engelli gezginlerin en büyük şikâyeti binbir zahmet çekip yolculuk yapmalarına rağmen tarihî eserleri her zaman görememeleri. Kazadan sonra sadece yüzde yirmi yaşama şansı olduğu söylenen Teslime Tablacı tarihî eserlerin bulunduğu mekânlara tekerlekli sandalyeyle girip çıkamadığından yakınıyor. Tablacı, birçok tarihî eseri abisinin kucağında görse de inceleyemediğini, abisini yorduğu için de kendini kötü hissettiğini anlatıyor. 27 yıllık evli Suat-Sadık Yaşa çifti ise bu soruna çözüm bulmuşlar bile. Gidebildikleri yere kadar birlikte gidiyorlar. Sadık Bey sonrasını ya fotoğraflıyor ya da kameraya çekiyor, görüntüler yardımıyla gözlemlerini eşine aktarıyor. Giriş-çıkışlarındaki darlık sebebiyle Safranbolu’daki konaklara giremeyen Suat Hanım üzüldüğünü, fakat böyle küçük üzüntüleri yurtdışı seyahatlerinde telafi ettiğini söylüyor. Saadet-Mehmet Fidan çifti ise bu konuda herkesten daha gayretli gözüküyor. Mehmet Bey’in gittiği her yere şartlar ne olursa olsun eşini götürmek gibi samimi bir inadı var. Mehmet Bey dayanamayıp sözü alıyor ve gözleri yaşartan şu cümleleri aktarıyor: “Saadet, kendini kötü hissetmemeli. Gideceğimiz yeri herkesten çok merak ettiğini bilirken onu nasıl ardımda bırakayım? Araba girmiyorsa sırtıma alıyorum. Gideceğimiz yere önce onu götürüp bırakıyorum, sonra da arabayı. Yerebatan Sarnıcı’nı çok merak ediyordu. Oraya da kucağımda götürdüm. Gündelik yaşamda; sinemaya, tiyatroya gittiğimizde de yine sırtıma alıyorum. İnsanlara garip geliyor. Yalnız kilo almaması gerekiyor. Kilo aldığında hareket kabiliyetimiz azalıyor. Ellerini kullanamadığı için kollarıyla omuzlarımdan tutuyor, ağırlaştığında da çok yoruluyor. Bu yaz sırf üzüm bağlarını görüp resim çizsin diye dağa çıkardım aynı yöntemle. İnanın Allah insana ayrı bir güç veriyor. Herkes tekerlekli sandalyeyle yaptıklarıma şaşırıyor. Hiç yorulmuyorum, sıkılmıyorum.”
Anadolu’da ‘ömre ömür katmak’ diye bir deyim var. Çok keyif aldıkları işleri yaptıklarında ömürlerinin uzadığını düşünenler kullanıyor bunu. Yaptıkları yolculukların, tanıdıkları insanların engellilerin hayatına ne kattığını merak edenlere şu cevabı verebiliriz: Ömürlerine ömür katılıyor, çok gezerek çok yaşıyorlar!... Belki de tüm zorluklara rağmen seyahat etmenin bir tutkuya dönüşmesinin altında da bu sebep yatıyor. “Nerelere gittiniz?” sorusuna bambaşka bir sevinçle cevap veriyorlar. Onlara sahip çıkan, eli kolu ayağı olan eşleri, anneleri ise anılarını tazelerken bile huzur buluyor.
ZAMANIN VE HAYATIN DEĞERİNİ BİLMİYORDUM
Saadet Hanım seyahat ederken yaşadığı tüm zorlukları gülümseyerek anıyor; hatta bu zorluklarla hayata daha sıkı bağlandığını düşünüyor. Kazadan önce temizlik, ütü, çocuk bakımı gibi konulara gereğinden fazla önem verdiğini, sağlıklı olmasına karşın zamanın değerini bilmediği için şimdi üzülüyor. Ona göre hayat, başlı başına mücadele olsa da insan her şeye alışır. Zorluklar aile desteğiyle aşıldığında mevcut sevgi, bağlılık artar. Dolayısıyla insan, elindeki nimetlerin değerini kaybetmeden anlamalı, zamanını ona göre taksim etmeli. Çorlu Sakatlar Derneği’ne üye olan engellilere de geziler düzenleyen Suat Yaşa, seyahate çıkacakları zaman heyecanlandığını, ayrı bir özen gösterdiklerini, engelsiz insanlara göre daha çok merak edip gezdiklerini belirterek, “Sıkıntılarımı gezerek unutuyorum.” diyor. Sadık Yaşa ise “Karım yanımda da yürüse, tekerlekli sandalyede de olsa aynı. Engelli olarak görmüyorum onu. Birlikte deniz turu da yapıyoruz, mehtap turu da. Önemli olan birlikte mutlu olmak.”
Herkes hayatın kısa olduğunu ve günü yaşamak gerektiğini söyler. Fakat, kurulan klişe cümlelerin içi hiçbir zaman zihinlerde doldurulmaz. Hayata bir eksikle de olsa kaldığı yerden devam eden engellileri tanıdıkça bildik cümlelerin yersizliğini daha çok anlıyorsunuz. Hasılı, engellilerin yolu hep açık olsun!
Tûba Kabacaoğlu - Sayı: 625 - 27.11.2006 aksiyon dergisi
|
|
Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
|
Hakkımda
iman hem nurdur, hem kuvvettir... hakiki imanı elde eden adam kainata meydan okuyabilir...
|